hayır, liberalim.
Öldün çok afedersin.

-Adorno hakkındaki ekşi entry’si
“yazarlar için bir ilk uyarı: her metinde, her parçada, her paragrafta, ana motifin açıkça ortaya çıkıp çıkmadığına bakılmalı. bir şey anlatmak isteyen kişi anlatmak istediği şeye kapılıp gider ve üzerinde düşünmez olur. niyetine fazlaca yakın durduğu, “düşüncelere dalmış” olduğu için, söylemek istediği şeyi unutmuştur.
hiçbir düzeltme, denenmeye değmeyecek kadar küçük veya önemsiz değildir. yapılacak düz değişikliğin her biri, kendi başına, aşırı titizlenme ve kılı kırk yarma çabası gibi görünebilir; topluca, metni bambaşka bir düzeye çıkarmaları mümkündür. metni kısaltmaktan kaçınmamak, atılan cümlelere hiç acımamak gerekir. yapıtın uzunlğu önemsizdir, kağıda dökülenlerin miktarının yetersiz olduğu kaygısı da çocukça.
hiçbir şey, sırf varolduğu için, sırf yazılmış olduğu için değerli olamaz. (…) klişelerden kaçınma çabası, bayağı bir işvebazlığa düşmek istemiyorsak eğer, sadece sözcüklerle sınırlı tutulmamalıdır.”
minima moralia
baba büyüksün
adorno baba
Şimdik neymiş, Adorno Toplumsal Araştırma Enstitüsü’nde (Almanya, 1923) Eleştirel Kuram ortaya koymuş düşüncedaşlarıyla. Aslında tam düşüncedaş da denemez. Ayrıldıkları konular var ama zaten istedikleri de bu; Farklı yollar açabilmek. Eleştirel kuram Marx,Hegel ve Freud etkisinde. Nesneleştirici değil düşünsel. Horkheimer ne demiş; “teori insanları bulundukları kısıtlayıcı koşulları değiştirerek özgürleştirebildiği kadar eleştireldir” Aslında neo-Marksizm olarak da tanımlıyolar ama ben olsam öyle demezdim. Bunun modernisti bi de postmodernisti var şimdi. Modernist daha çok kapitalizm ve endüstrinin gelişimine eşlik eden adaletsizlik ve hakimiyet biçimleriyle ilgili, postmodernist ise sosyal sorunları kültürel ve sosyal açıdan incelerek veri toplama ve bulguları siyasallaştırmayla ilgili.(üç aşağı beş yukarı uç uca) Bi de temsil krizi var. Şimdi bu adamlar diyor ki “Bizim diğer eserlerimizin birer yansıması değil bi eleştri araştırmaları, bu yüzden çeşitlendirin çeşitlendirebildiğiniz kadar fikirleri, çeşitlilik iyidir” İyi hoş güzel, Frankfurt Okulu kapitalizmin, Sovyet Sosyalizmin, Marksizm’in eleştirisini vermiş Ortadoks Markszim’ine at gözlüklü dogmacılar sizi diye laf atmış da yine Marksist bu adamlar. İç eleştiri gibi yani bu. Marksizm tıkanmış, yolu bi açalım genşler hastamız var modunda takılmış. Marksizm kendi eleştirisini verebilecek kadar da üstündür diye forsunu da koymuş ortaya. Kapitalizm bireyleri tektipleştiriyor demiş, iyi de demiş. Diyalektiğe de Negatif diyalektikle karşılık vermiş bu eleştirileri yaparken. Başlıca ilgi alanları
*mülkiyet
*iş
*iş bölümü
*bürokrasi
*aile
*kültürel ağlar olmuş.
Kim bu herifler dersen de ; Adorno, Horkheimer, Pollock, Walter Benjamin, Oppenheimer, Schmidt, Wittfogel, Oskar Negt, Wilhelm Reich bu heriflerden bazıları…
Ah Beyim Yapma Dur
Bir Kızım Var Benim
Aslında Doğmadı Henüz
Ama Kalbimi Emer
Beyim Dur Biraz
Nerde Benim Düş Payım
Gönlüme Geçmez Liran
Biraz İzin Ver Unutayım
‘kadınız,bilmeden seviyoruz.’
It’s only you, who can turn my wooden heart
açıkçası bugün o sayfaları okuduğumda düşündüğüm tek şey hiç bi zaman yenemeyeceğimdi. bu güne kadar hep etrafındaki kadınlarla yarışma ihtiyacı duymuştum. özel olmak istedim çünkü. herkesin yeri ayrı bende safsatısından bahsetme şimdi… herkesin yerinin ayrı olması da yetmezdi çünkü bana. onlar sıradanlaşana, mazideki herangi insanlar olarak silinene dek yetmezdi. aslında anladım ki bugünkü tüm o hüznüm, dalgınlığım, ağlamaklı halim; ama sakinliğim bu yüzdendi. o yazılanları okduğum an hiç bi zaman yenemeyeceğimi anladım. olsa olsa aynı şeyleri tekrar hissederdin bana. sonsuza dek beni de beklerdin. benim için de bisikletle kilometrelerce yol gider, benim için de dayak yerdin. beni de çok severdin. aslında çok sevdin de. bana da söz verdin 35’inden sonra evlenmeye. hep bu de/da’lar yüzünden işte. bugün beni tek üzen şey buydu.